Bir nehir kenarında imlalarımı düşürdüm cebimden, Baktı yüzüme mavi gecenin yıldızları, Sırtımda taşıdığım, Yüreğimde yaşadığım bir sendin sevdiğim, Bir çocuk neşesi kopardı beni dalımdan, Ben bahar oldum sana, Ürkek,çekingen ve bir o kadar utangaç, Vurgun yedim sevdanın kollarında,
Öyle hızlı okuma sana yazdıklarımı, Yüreğimden başla hayata direnişe, Ve bak gökyüzüme, Aşk beni anlatıyor uykularına, Anlattıkça unutturuyor yalnızlıklarımı, Durmak bana göre değil sevdiğim, Ben sen olurum, Gözlerin,ellerin, Yüreğin kalırım yaşadığın zamana,
İmlalar beni aşar cümlelerde, Kör bir cellada bırakılırım şiirlerde, Uzat ellerini özlediğim,gitmeden sen, Ağlarsam ben, Yalnız sensizliğe ağlarım...
Siz beni halâ anlayamadınız . Ve anlamayacaksınız çağlarca da... Hep tutturmuş "Yıl 1919, Mayıs'ın 19'u" diyorsunuz. Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övüyorsunuz . Mustafa Kemâl'i anlamak bu değil, Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Bırakın o altın yaprağı artık, bırakın rahat etsin anılarda şehitler. Siz bana, neler yaptınız ondan haber verin. Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin ? Mustafa Kemâl'i anlamak yerinde saymak değil. Mustafa Kemâl'in ülküsü, sadece söz değil.
Bana, muştular getirin bir daha, uygar uluslara eşit yeni buluşlardan.. Kuru söz değil, iş istiyorum sizden anladınız mı ? Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı ? Mustafa Kemâl'i anlamak avunmak değil, Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Halâ, o, acıklı ağıtlar dudaklarınızda, halâ oturmuş, 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz . Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın ! Uluslar, fethine çıkıyor, uzak dünyaların.. Mustafa Kemâl'i anlamak gözboyamak değil, Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil..
Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız ; laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil. Bilim ağartsın saçlarınızı.. Kitaplar.. Ancak, böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar... Mustafa Kemâl'i anlamak ağlamak değil, Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü.. Görüyorum ki, halâ aynı yerdesiniz, hiç ilerlememiş, birbirinize düşmüşsünüz, halka eğilmek dururken. Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen ? Mustafa Kemâl'i anlamak itişmek değil, Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla. Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla. Bu vatan, bu canım vatan, sizden çalışmak ister, paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter, yeter ! Mustafa Kemâl'i anlamak aldatmak değil, Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil...
bir de gülmeyen gözde, asık bir surette güzel olanı keşfetmek vardır.
Ufku genişleterek o insanın kalbinde bulunabilecek sevgi tohumlarını bulmaya çalışmak..
Yaratılış olarak hepimiz iyi ve kötü özelliklere sahip olup bunları ön plana çıkarma iradesindeyiz.
Öyleyse iyi ve kötü insan değil, iyiliği seçmiş ve kötülüğü seçmiş insan vardır.
Her an iyiliğin kötülüğe kötülüğün iyiliğe dönüşme olasılığının da bulunduğunu
hesaba katarak kendimizi muhafaza etmek durumundayız.
Ve dahi yakın çevremizde elimizin uzanıp gözümüzün gördüğü kimseleri de.. Dilemek bizden, vermek O'ndan.. Birbirimiz için özel kimseler olalım ve yüreğimizde birbirimiz için sevgiye ve
bolca duaya yer verelim inşaallah.. Sevgilerini, dualarını daim hissettiğim tüm sevdiklerime teşekkürler, sevgiler ve selamlar ...
"Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret." Araf-205
Dedim ki: "Bu da senin yardımını ister." Dedi ki: أَلَا تُتِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ
"ALLAH'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?" Nur-22
Dedim ki: "Tabii ki, beni affetmeni çok isterim." Dedi ki: وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ "
(Öyleyse) Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir." Hud-90
Dedim ki: "Çok günahkârım, bu kadar günahla ben ne yaparım?" Dedi ki: أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْعِبَادِهِ "ALLAH'ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini ve ALLAH'ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi?" Tevbe-104.
Dedim ki: "Defalarca tövbe edip tövbemi bozdum, artık yüzüm kalmadı."
Dedi ki: اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِالتَّوْبِِ "ALLAH aziz ve bilendir, o günahları bağışlayan ve kullarının tövbesini kabul edendir." Ğafir-2/3.
Dedim ki: "Bunca günahım var, hangisinin tövbesini yapayım?!"
Dedim ki: "Yani, yine gelsem, yine beni bağışlar mısın?" Dedi ki: وَ مَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُ "ALLAH'tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur." Ali İmran-135.
Dedim ki: "Ne kadar güzelsin ALLAH'ım! Bilmiyorum bu sözlerin karşısında niçin böylesine içim içime sığmıyor ve erimeye başlıyorum, seni çok seviyorum."
Dedi ki: إِنَّ اللّهَ يُتِبُّ التَّوَّابِينَ وَ يُتِبُّالْمُتَطَهِّرِينَ "Şüphesiz ki ALLAH tövbe edenleri ve temizlenenleri sever." Bir de "İlahım ve Rabbim, benim senden başka kimim var" dedim.
"Ey iman edenler! ALLAH'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah - akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen Odur. Melekleri de, size istiğfar eder. ALLAH, müminlere karşı çok merhametlidir." Ahzap-41/4
Violence is the fear of the ideals of others. An eye for an eye and the world will be blind. There is no way for peace, peace is the road. Be the change you want to see in the world.
La violencia es el miedo a los ideales de los demás. Ojo por ojo y el mundo se quedará ciego. No hay camino para la paz, la paz es el camino. Sé el cambio que quieras ver en el mundo.
La violence est la peur des idéaux des autres. Un oeil pour un oeil et le monde sera aveugle. Il n'est pas possible pour la paix, la paix est la route. Soyez le changement que vous voulez voir dans le monde.
A violência é o medo dos ideais dos outros. Olho por olho eo mundo vai ser cego. Não existe um caminho para a paz, a paz é o caminho. Seja a mudança que você deseja ver no mundo.
La violenza è la paura degli ideali di altri. Occhio per occhio e il mondo sarà cieco. Non vi è alcun modo per la pace, la pace è la strada. Essere il cambiamento che volete vedere nel mondo.
Gewalt ist die Angst vor den Idealen der anderen. Ein Auge für ein Auge und die Welt wird blind. Es gibt keinen Weg zum Frieden, Frieden ist der Weg. Werden Sie das ändern wollen, um zu sehen, in der Welt.
Het geweld is de angst van de idealen van anderen. Een oog voor een oog en de wereld zal blind zijn. Er is geen weg voor vrede, is vrede de weg. Wees de verandering die u in de wereld wilt zien.
Våld är skräcken av idealen av andra. En syna för en syna och världen ska är rullgardinen. Det finns inget långt för fred, fred är vägen. Var ändringen som du önskar att se i världen.
şiddet bkz. be belgili tanımlık korkmak -in belgili tanımlık ülkü -in diğer. An göz için an göz ve belgili tanımlık dünya -ecek var olmak kör. Var hayır yol için barış , barış bkz. be belgili tanımlık yol. Var olmak belgili tanımlık değişmek sen istemek -e doğru görmek içinde belgili tanımlık dünya.
Η βία είναι ο φόβος για τα ιδανικά των άλλων. Μια οφθαλμόν αντί οφθαλμού και ο κόσμος θα είναι τυφλή. Δεν υπάρχει τρόπος για την ειρήνη, η ειρήνη είναι ο δρόμος. Είναι η αλλαγή που θέλετε να δείτε στον κόσμο.
Насилие является страх перед идеалами других. Глаз за глаз, и мир будет слепым. Существует коей мере не для мира, мир дорогу. Будьте изменения вы хотели бы видеть в мире.
العنف هو الخوف من المثل العليا للآخرين. العين بالعين والعالم سيكون اعمى. ليس هناك اي طريق للسلام ، السلام هو الطريق. كن انت التغير الذي تريد ان تراه في العالم.
Güneş gazatesinin yazarlarından İDİL ÇELİKER'in 25.03.2008 tarihli köşe yazısını okuduğumda ilgimi çekti ve sizlerle paylaşmak istedim...
Bazen dinlerken 'abartı' ya da kent efsanesi gibi gelse de, organ mafyasının akla hayale gelmedik yöntemlerinin ucu bucağı gelmiyor... Yol ortasından adam kaçırmadan tutun da, yardımseverlik zaafiyetimizi kullananlara kadar ne isterseniz mevcut... Eskiden toplumsal adaplarımız vardı; gençler yaşlılara yardım eder, çocuklar mahallenin büyükleri için bakkala, markete koşturup, çırak gibi servis yaparlardı... Delikanlılar deseniz ha keza...... Şimdi millet birinin evine adım atmaya korkuyor... İhtimal ki duymuşsunuzdur ama tekrarda fayda var...Yaşlı bir kadın, elinde pazar poşetleriyle bitap düşmüş, taksi peşinde... Kimsenin durduğu yok... Sonunda kadının haline acıyan bir sürücü kardeşimiz durup, almış..Evin önüne geldiklerinde, genç adama yalvaran gözlerle bakıp, eşyaları yukarı taşımasını istemiş kadın... Hava cehennem sıcağı... Elinde bir bardak buz gibi gazoz, tutuşturmuş şöförün eline... Gerisi malum... Kendinden geçen genç adam, uyandığında buz dolu bir küvetin içinde, böbreği alınmış vaziyette... Gençlerin katıldığı partilerden de örnekler çok... Hikaye temcit pilavı gibi ama paranoyayla da ne kadar yaşanır ki?... İnsanız, elbet bir yerlerde çözülüyoruz... İnsanların gözünü bürüyen para hırsı, bu yolda her şeyi mübah kılıyor... Ülke gündemindeki yoğunluk, gözümüzü günlük olaylara kapatmamıza vesile olsa da, son aldığım duyumlara göre çocuk kaçırma olayları, yine tavan yapmış... Özellikle de varoşların yoğunlaştığı bölgelerde... Ana temizlikte, baba hammalıkta, çocuklar başıboş sokaklarda olunca, kolay tabi... Son dönemde Zeytinburnu sınırları dahilinde, bu tür vakalarında ciddi bir artış olduğu rivayet ediliyor... Kimi 'dilenci mafyası' diyor, kimi 'organ mafyası'... Emniyet teşkilatının kentin genel asayişi için canla başla çalıştığı hepimizin malumu... Ama gelin görün ki, personel sayısı milyonlarca insanın yaşadığı İstanbul'da, okyanusta kum tanesi gibi... Hırsızlık, gasp, kapkaç gibi adi suçların potansiyeli belli... Üç aşağı, beş yukarı konuya ilişkin sabıkıları olan grup... Polis buluyor, alıp sorguluyor, 'Ben yapmadım' derlerse, yeterli delil de yoksa serbest bırakmaktan başka çareleri kalmıyor... AB Uyum Yasası'nın iyi tarafları kadar, böyle zaafiyetli yanları da var maalesef... Kaldı ki, 'organ mafyası' gibi organize olmuş kişiler tarafından gerçekleştirilen olaylarda, çok daha büyük operasyonlar kaçınılmaz...,Aylar bazen yıllar süren çalışmalar yapılıyor... 5 derece miyopken, iğne deliğine iplik geçirmek gibi... Bazen gece yükseklerden bakıyorum kentin yanıp, sönerek 'hayat' gibi atan ışıklı nabzına... Milyonlarca insan, bir o kadar da farklı yaşam... Hangisinde ne yapılır, nerede suç zemini hazırlanır kolay değil çözümlemek... Yine de Emniyetin elinde ortalama bir suç haritası var... Aralarına her gün yenileri katılsa, vuku bulan olaylar teknolojik boyuta taşınsa da, zıpkın gibi, zeki, çalışkan personeller oldukça, eskisi kadar korkmuyoruz... İstanbul Emniyet Müdürü Sayın Cerrah, göreve ilk başladığında 'manken gibi polis' imajı çizileceğini beyan edince, 'mecazi' anlamını kavramamak mümkün değildi... Teşkilat her anlamda çıtasını yükseltti, eski saygınlığına kavuştu... Kemikleşmiş dokuyu kırmak zordu ama başardılar...
Altı asır dünyaya nizam veren bu millet, bitab düşmüştü. Trablusgarp’tan, Balkanlar’dan çekilmiştik. Ricat, onur-gurur kırıcıydı ama mecburduk buna... Düşman kaviydi..talih zebundu... dost vefasızdı...
Batılı; “Başka milletlerin, müdafaadan ümidi kestiği anda, Türk milletinin taarruzu başlar!” diyor. İşte Çanakkale savaşları, bunun destanıdır.
Bu destanda; cephaneliğin infilak etmesiyle gözlerinden olan Memiş’in; komutanın: “Vah evladım vah! Gözlerinden mi oldun?” demesine karşılık: “Üzülme paşam, üzülme! Bu gözler göreceğini gördükten sonra bu hale geldi!” şeklindeki cevabı vardır.
Bu destanda; Fransız zırhlısı Büve’nin 610 mürettebatının denize saçıldığı anda; İngiliz zırhlısı Oşin’ın, sudaki karıncalar gibi çabalayan düşman askerlerini toplaması için ateş kesen Türk topçusunun civanmertliği vardır.
Bu destanda; İntepe bayırında, bölüğünün tamamen bitmesine rağmen bir mehmetçiğin, sabaha kadar dişini sıkması ve sabahleyin takviye gelen bölük komutanına : “Akşam, batarya imamları “şehitliği” anlatmasalardı, vallahi dayanamazdık!” Demesi vardır.
Bu destanda; yolunu şaşırıp, merkebiyle düşman içine düşen, dipçik darbeleri altında mendilini çıkarıp: “Beni komutanınıza götürün diyerek”, Anzak komutan karşısında da : “Bizim komutanın size selamı var! Bunlar düşman amma deniz suyu da içemezler! Dedi. Size tatlı su yolladı!” hilesini yapıp mukabilinde çikolata, konserve alarak birliğine dönen, kıvrak Türk zekasının sembolü olan Saka Hüseyinler vardır.
Bu destanda; birkaç kalas, birkaç metre halat ve 30 yardımcısıyla, 35,5 santim çapındaki 100 tonluk topu Çimenlik kalesi burçlarından indirip Hamidiye tabyalarına nakleden 65’ini geçmiş imalat-ı harbiye ustası Ramazan ağalar vardır.
Bu destanda Rumeli Mecidiyesi tabyasında 20 dakikalık baygınlıktan sonra 276 kilogramlık üç mermiyi peyderpey atıp İngilizlerin Oşin Zırhlısına boğazı dar eden ; Cevat Paşa’nın “Dile benden ne dilersen evladım” demesine karşılık “Bir şey istemem kumandanım diyen, Paşanın ısrarıyla “Tek tayınla doymuyorum komutanım” deyip “Çift tayın” alan ; fakat bir süre sonra “ Herkes tek tayın yerken bu ikinci tayın boğazımdan geçmiyor.” diyerek tayını reddeden diğergam ruhlu “KOCA SEYYİT”ler vardır.
Bu destanda; cephanesi bitmiş geri çekilen askerlere; “Düşmandan kaçılmaz! Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!” diyen Anafartalar, Conkbayırı muharebelerinin kahramanı “Mustafa Kemal”ler vardır.
Ve yine bu destanda, Atatürk’ün Nutuk’ta anlattığı:
“Siperler arasıdaki mesafe sekiz metre, yani ölüm muhakkak...Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulmamacasına kamilen düşüyor.İkinciler onların yerine geçiyor...Fakat, ne kadar gıpta edilecek bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz?...Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir korku ve endişe göstermiyor, sarsılmak yok... Okumak bilenlerin elinde Kur’an-ı Kerim cennete gitmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şehadet getirerek yürüyorlar. Emin olunuz ki, Çanakkale Savaşlarını kazanan bu yüksek ruhtur.” Dediği bu ruhu taşıyan Anadolu yiğitleri vardır.
88. yıldönümünü kutladığımız bu zaferimizin ardından şehitlerimizi rahmetle anıyor, onlara layık olma azminde olduğumuzu ifade ediyoruz
Washington Post Gazetesi'nde yayınlanan ve PKK'lı bebek katillerini sözde 'romantik gerillalar' olarak gösteren haber fotoğraflar için sizden binlerce tepki geldi. İsyana dönüşen tepkilerin ortak paydası ise şuydu; Teröristleri sevimli gösteren bu tiyatroya alet olan gazeteye haddini bildirmek.
Hürriyet olarak bu isteğinizi yerine getirdik ve Washington Post yönetimine gönderilmek üzere bir metin hazırladık. Eğer siz de tepkinizi göstermek istiyorsanız aşağıda Türkçesi olan metni imzalayın gönderelim...
Gazetenizde 7 Mart 2008'de Andrea Bruce imzalı yayınlanan haber, 1984 yılından bu yana masum sivil hedefleri kadın, yaşlı, çocuk, bebek diye ayırt etmeden hedef alan PKK'lı teröristleri, bebek katillerini dünyaya yanlış tanıtmıştır.
Bu kanlı örgütü Türkü, Kürdü , Çerkezi ile en iyi bu ülkenin vatandaşları tanır. Çünkü bu kanlı örgüt Güneydoğu'da, sivil insanların yoğun bulundukları kent merkezlerinde, çarşılarda halkın arasında patlattıkları bombalara binlerce insanın feci şekilde ölümüne yol açmıştır.
Daha geçtiğimiz ay Diyarbakır'da yol kenarına koydukları bomba ile ikisi çocuk beş kişiyi öldürmüştür. Üstelik bu çocuklar Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşı olan Kürt çocuklarıdır. Ve asıl önemlisi bunlar masum sivil vatandaşlardır. Acı ve yazık olan şudur:
Washington Post gibi dünya çapında saygın bir gazetenin muhabiri bu kanlı terör örgütünün mizansenine sözde insancıl oyununa düşmüştür.
Sayın yetkili, kim bilebilir ki, kucağında o ayı yavrusunu besleyen terörist, daha kısa bir süre önce acaba kaç askeri şehit etmiş ya da kaç sivil vatandaşı katletmiştir.
Dikkat ettiniz mi, sözde şevkatle besleyen o teröristin yanındaki silahtan çıkan kurşunlar, acaba kaç çeşit insanlık suçu işlemiştir. Kaç insan yavrusunu katletmiştir.
Sayın Washington Post yetkilisi...
Sizlere, eli kanlı bu teröristlerin, kundağında kurşunladığı daha adı bile konmamış bebeğin dünyada simge olan fotoğrafını yolluyor sizi yayınlıcılık anlayışınız ve vicdanınızla baş başa bırakıyorum.
A story published in your March 7, 2008 issue with Joshua Partlow byline has portrayed terrorists who have been targeting innocent people including women, elders, kids and babies since 1984, in a very wrong way. These murderers are best known by the people of this country, including Turks, Kurds, Circassians. Because these murderers has violently killed thousands of people in crowded city centers in Southeastern Anatolia, and recently five people including two children in Diyarbakir with a roadside bomb. Those kids were Turkish citizens with Kurdish origins. And more importantly they were all civilians. A correspondent of one of the most prestigious newspapers of the world, the Washington Post, has been tricked by the humanitarian theater of this terrorist organization. Who could know that how many soldiers were martyred or civilians were killed by this terrorist, who holds the bear cub? I am sending you the picture of this unnamed baby shot in its nappies by these bloody handed terrorists, a picture that has become a world famous symbol. And I leave you to your editorial policies and conscience.
Yürekleriyle konuşan, gözleriyle gülen kadınlar... Bir kadını tanımak... Bütün gelgitleri, kaprisleri,küçük şımarıklıkları, korkuları, şaşkınlıkları, hercailikleri, hayal kırıklıkları, aşkları, terk edilişleri, başarıları, başarısızlıkları, kurnazlıkları, saflıkları, çocuk ağızları, şirinlikleri, küçük yalanları,büyük itirafları, kocaman yürekleri ile kendi olmaya çalışan kadınları tanımak... Bir kadını sevmekle başlar her şey ama, bir kadını tanımakla varılır hayatın sırrına. Bir kadını tanımaya soyunmak zor ama keyifli bir yolculuğa çıkmaktır. Dört mevsimi bir yürekte buluşturur, bu yüzden de sürekli şaşırtırlar. Sürprizlerin ardı arkası kesilmez. Zordur anlamak onları. Benzemek gerekir anlayabilmek için belki de! Kendi zekasını hatırlatanları sever, sevgisini göstermekten ürkmeyenleri, sürprizlere hazırlıklı olanları bir de. Muson yağmurları gibi yağarken, sahrada çöl fırtınası koparıp ardından güneş olup ısıtabilirler. Dedim ya bir dünyadır kadınlar, yürekleriyle konuşan, gözleriyle gülen... Bir kadını sevmekle başlar her şey ama, bir kadını tanımakla anlaşılır, hayatın sırrına ancak aşkla varılacağına. Sevgi arsızıdır kadın. Verdiğinden daha fazlasını isteme bencilliğini gösterecek kadar sevgi arsızı... Bu yanını doyurunca şımaracağından korkanlar, birlikte çoğalacaklarını bilmeyenlerdir. Bir kadını sevmekle başlar her şey ama, bir kadını tanımakla kanat çırpılır özgürlüğün bütün maviliklerine Kendine inananlara, aşka inananlara koşar. Hem yaman bir aşk avcısı,hem de engebeli yollarda koşmaktan bitap aşk yorgunudur kadın. Bir kadını sevmekle başlar her şey ama bir kadını tanımakla çıkılır keyifli serüvenlere. Hayatla dalga geçmesini bilir kadın, tıpkı kendiyle dalga geçmesini bildiği gibi. Ağız dolusu gülüşlere teslim olur. Bir kadını sevmekle başlar her şey ama bir kadını tanımakla tanık olunur tutkuların gücüne. Göze alandır kadın. Çekip gitmeyi, sahip olduklarından vazgeçmeyi, karşılık beklememeyi... Mücadele eder. kızar, bağırır ama hep sever. Dedim ya bir dünyadır kadınlar, yürekleriyle konuşan, gözleriyle gülen... Yüreğini sevgiye açan ve sevmekten korkmayan bütün kadınlar gibi...
A. ALTAN
Kimi der ki kadın uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın yeşil bir harman yerinde dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir. boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran
Kimi der ki çocuk doğuran
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal O benim kollarım bacaklarım başım Yavrum, annem, karım, kızkardeşim hayat arkadaşımdır.